Ayşe Emine Sultan Çelik

Sanatçı Üsküdar İstanbul’da doğdu. Kökeni Rize Güneysu’dur.Ayşe Emine Sultan Çelik, Eğitim yıllarında sporla ilgilendi. Basket ve Voleybol ardından da uzak doğu sporlarıyla ilgilendi. Lisanslı King Box sporcusudur. Eğitimimi Moda sektörü üzerinden aldı. 20 yılı aşkın sürede bu alanda hizmet verdi. Tasarım, başta olmak üzere sektörün birçok alanlarında çalıştı. Sonrası geçmişe olan merakına yenik düşüp ilk olarak Osmanlı Türkçesi denilen dilimiz, ardından da Hat-Tezhip ve Minyatür dalında alaylı olarak eğitim aldı. Ana dalı Tezhip’dir. Üsküdar Sultantepe’de bulunan “Siyah&Sanat Sanat Atölyesi’nde” (Siyah&Sanat Sanat Atölyesi) adı altında sanal ortamda da sayfası bulunmaktadır. Aynı hocadan eğitim alan müzehhibelerden oluşan “Grup Salbek “ ile birlikte ve bireysel olarak çalışmalarına devam etmektedir. Yurt içi ve Yurt dışı 50’nin üzerinde sergi seminer ve konferanslara katıldı. 2020 yılı sonlarında gurup olarak, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere iki yurt dışı sergisinin hazırlıklarını da sürdürmekte idiler, lakin pandemi nedeniyle ileri bir tarihe ertelendi.

Klasik Türk Sanatları Vakfı’nda başkan asistanı ve proje koordinatörü ve web sayfası editörü olarak da görev aldı. Prestij kitapları çıkardılar.

Büyük Çamlıca Camiinde de ilk proje aşamasından bu güne kadar gönüllü olarak üzerine tevdi edilen alanlarda çalıştı.10 kişilik bir ekiple 650 bin üzerinde arşiv niteliğinde fotoğraf külliyatını elde ettiler. Ve bu külliyat basın ile paylaştıkları sınırsız ve birbirinden değerli fotoğraflardan oluşmaktadır.

Bunların yanı sıra Rize Vakfı, Birlik Vakfı, Telif Hakları, Yazarlar Birliği, Rize Platformu, Rimer, Eskader, TSTK (Tüm Sivil Toplum Kuruluşları), TSTK Kültür Sanat kurulu üyesiyim. Ridef (Rize Dernekler Federasyonu eski Yönetim Kurulu üyesiydi. Ayrıca içinde bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve programlarının sunuculuğunu da yürütmektedir.

32.33.34. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı Basın Temsilciliğinin yanı sıra turkiyehabermerkezi.com’da da köşe yazarlığı yapmış bulunmaktadır.

Kaleme alınmış bir kitabı olmasa da birçok dergide ( Mor Salkım, Kobi Analiz, Ayane, Rizeliler, Rizem)kültür ve sanat üzerine biraz da haddini aşarak tarih üzerine makaleleri yayınlanmıştır.

Ekim ayından itibaren başlayıp Mayıs ayının son Pazar gününe kadar atölye ortamında Cumartesi Tezhip, Pazar günleri de Osmanlıca derslerine devam etmektedir.

ÂŞK VE SANAT

Âşk… Kâinatın oluşum nedeni… Varlıkların hepsinin bir mânâsı ve yaradılış sebebleri vardır. İnsan fıtratı âşkla yoğrulmuş, yaratılış sebebi ise muhabbet…
Âşksız can ölü bilmektir” diyor Sultan Veled. Öncelikle Yaratan’a duyulmalı, daha sonra O’nun yarattıklarına. Ve muhabbet, insan ruhûnun terbiyesi için elde edilmesi gereken ilk mertebedir.
Kâinatı her türlü güzelliklerle bezeyen Yüce Sanatkâr, yaşamayı anlamlı kılan bir çok sebepler halk etmiştir. Yaratılmış olan, Yaradanın eserlerini inceledikçe güzeli görür, hisseder. Bunun akabinde seyr-ü sülük başlamış olur…
Sanata âşık olanlar da, bu yolda hebâ olurcasınz ömrünü ona fedâ ederler… Oysa bilinmelidir ki; sanatla uğraşanlar asla hebâ olmazlar. Her zaman Yüce Sanatkârın eserlerinde  en güzeli ararlar ve  bulmak uğruna yol alırlar.
Yaradan; insanın kalbini önce  meylettirir, ardından o yola revân ettirir.  Gönlünüz meyletmezse, âşk ile hissetmezse  ne kadar yakınınızda  olursa olsun duymaz, görmezsiniz.
Sanata duyulan âşk, Leyla’ya duyulan âşktan da ötedir. Sanat, meşâkate âşık olmaktır, bu yolda önüne çıkacak her türlü sıkıntıya göğüs gerebilmektir. Sanat âşıkları; revân oldukları yolda bir çok sıkıntı çekse de hiçbir şey hissetmezler. İnsanda sanat âşkı varsa, o insanın bedeni yok olmadıkça ruhûndaki âşk da yok olamaz.
İnsanda hem kalp, hem de kalıp vardır. Müzeyyen olan Allah, her birini ayrı ayrı tezyin etmiştir. O yüzden, kalp ile kalıbı ayırt etmek  gerekir. Kalıp; insanın seçtiği bir takım tezyinlerle süslenir, şekillenir. Oysa ki  Allah Teâlâ, her kalbi ilhâmlarla bezemiştir. İnsanın şerefi kalıbında değil, ondaki mânâsındadır. Yani kalbinde, gönlündedir.

Sanat rûhû, Allah’ın seçkin kullarına verdiği bir lütûftur.

Sanatkâr her dâima titiz olur. Yaptığı her işi en güzel şekilde yapar, taklit dâhi olsa hatasız bir şekilde uygular. İfâ ettiği eserler hakîkate köprü olduğundan,  kalp ile ruh gönlün yönlendirmesiyle çalışır…
Emek ister, fedakârlık ister sanat. Bu yolda pişmek için çok çalışmak gerekir. Nasıl altın dövüldükçe saflığı ortaya çıkıyorsa, bu yolda haşroldukça,  gönülden arzu ettikçe gerçek sanatkâr olunur.
İnsan ruhûnu dini öğretiler terbiye ettiği gibi, bir de sanattır en iyi eğitmen. Sanatla meşğul olan kalplere, kötü düşünceler uğrayamaz. İnsanoğlunun, dünyadaki yaşam süreçi dert çekmekle doludur. Önemli olan derdinin kalitesidir. Kalbinde derdi olan insan, başkasıyla uğraşamaz. Kalbindeki derdine çâre olan yaradan âşkına ulaşmanın yolunu arar.
Âşk, ne melekte, ne şeytanda, ne de diğer yaratılmışlarda bulunmaktadır. Yalnızca insanoğlunda vardır. Âşık vuslat ister.  Sonunda vuslata erecek mi, eremeyecek mi bilemese de tek isteği vardır.O, kendi isteğiyle bu ızdırâba tâliptir.

        Vuslat; kavuşmaktan öte, Allah’a dertli bir şekilde ulaşmaktır.
Hattat Kamil Akdik ölüm döşeğinde;  Şu yazıyı öğrenemeden gidiyorum ya, ona yanıyorum” demiş.
Herkes kendi zevklerinin peşinde koşar. Ten kaygısı taşıyanlar sıkıntısını hiç atamazlar. İnsanoğlu  tepkisiz olamaz. Hiçbir işle meşğul olmayan, hiçbir fikri benimsemeyenler, başkasının rüzgârıyla oradan oraya savrulur, durur. Ne kendine ait  olur, ne de uğradığı yere. Sürekli değişir, değişmeye de mahkûmdur.
Kalbin kıblesi  ‘’ Allah’’ olmalıdır. Allah’ın bir insana verebileceği en büyük cezâ kendini unutturmasıdır. Gönül dostla olmalıdır, beden  ise işte bulunmalıdır .Sanatta olsun, hayatın her alanında olsun, kalbin kıblesi daima ‘’Allah’’ olmalıdır.
İnsan kainatta bir ‘’Hiç’’tir. Yaradan gönlünü meylettirmezse  ilhâm vermezse hiçbir şey yapamaz.
Mine’l kalbi ile’l kalbi sebila”(Kalpten kalbe yol vardır) buyurulur bir hadiste. Bazen kalplere ulaşmak için bir köprü olur sanat
İnsan sanata muhabbetle başlar. Kendini kaptırdığı zaman ise, muhabbet yerini âşka bırakır. İşte o zaman hiçbir şey onun önünde duramaz.  Sanat evrensel bir dildir.  Sanatkârlar dili, dînî, ırkı ne olursa olsun aynı güzelliği görebilirler. ‘’Kalp âşinalığı lisan âşinalığından yeğdir’’ diyebiliriz. Çünkü lisan problemini çözmek için zamana ihtiyaç vardır. Kalbin fethi ise an meselesidir.
Bizlere bahşedilen ruh hayran olmak içindir. Güzel’e hayran olmayan, ruhsuz bir varlıktır. Güzelliği görebilenlerin hepsi o güzelliği yapabilme yetisine sahip değildirler. Görebilmek ayrı, yapabilmek ayrı meziyettir. ‘’Marifet iltifâta tâbiidir’’ sözüne mukâbil; Sanatçı da icrâ eylediği  her eseri hayran-ı nazarîyeye  sunmak ister.
Edebli olmalı sanatçı. Edeb, ahlâkın direğidir. Ve vücud bulur bazen bir hattatın kaleminde “Edeb yâ Hû” diye… Âşkın bile edebi vardır. Ahlâk kalb ise, edeb gönüldür.

       Ahlâkın cevheri edebdir.
       Sabır, sanatın ayrılmaz bir parçasıdır. Gülü çok seversiniz dikenine rağmen, gülde diken neyse sanatta da sabır odur. Sahte âşıklar dikeni görünce hemen uzaklaşırlar. Gerçek âşıklar gidip o dikene saplanırlar. Sanata âşık olanlar vuslata eremeyecek olsalar da sabrederler. Böylece sabrı öğrenirler. Sabır, şükrün özüdür. Sabrı öğrenenler, şükrün bedelini kat be kat toplayacaklardır.  “Sanatçının kıyameti, sanattan herhangi bir sebeple ayrılmak zorunda kaldığı andır” diyor üstadlarımız.

Sanatla dopdolu bir yaşam sürebilme temennisiyle….

                                                                                                         Ayşe Emine Sultan ÇELİK
Müzehhibe